26 Kasım 2008 Çarşamba
18 Kasım 2008 Salı
15 Kasım 2008 Cumartesi
hatırlatma
sevgili arkadaşlar 24 kasımda Bakice Ayşe hocamızı ziyarete gidiyoruz inş. hatırlatatyım dedim, sevgiler...
12 Kasım 2008 Çarşamba
6 Kasım 2008 Perşembe
Neler yapmadık ki
Birlikte geçirdiğimiz birkaç sene zarfında neler yapmadık ki... İstanbul çıkartması, Anamur tatili...İşte Anamur'dan bir dostumuz Elif Simit bize o günlerle ilgili hatıralarını aktardı. teşekkür ederiz....
Hafızlarla Anamur Gezisi;
Gezdiğimiz her yeri turistik değil ibretlik gezdik.:)
Her yeni yerde orayı Fetheden büyüklerimiz için 3 İhlas 1 Fatiha okuduk...:)
…
24 kişi birlikte hareket ederken yediğimiz pidelerin ve Bozyazı’da yediğimiz dondurmanın tadı damağımızda kaldı...
Hele Yüzme maceramız... 17 kişi arasında yüzme bilen birkaç kişi varken sonunda hepsi balık gibi yüzüyor hatta dalıyorlardı(özellikle BETÜL):)
Çay bahçesinde otururken Ebrar Abla dua etti rüzgar essin diye o akşam ortalık yıkıldı.!!!
Kandil programında hafızların evinde toplandık.
· Ayşe, Fadile ve Yüksel hoca konuşma yaptı.
· Fatma abla ilahi söyledi.Ama tam ziyafet vardı….helvalar, kurupastlar, içecekler, ve kilolarca MUZ!!!
Gezdiğimiz her yeri turistik değil ibretlik gezdik.:)
Her yeni yerde orayı Fetheden büyüklerimiz için 3 İhlas 1 Fatiha okuduk...:)
…
24 kişi birlikte hareket ederken yediğimiz pidelerin ve Bozyazı’da yediğimiz dondurmanın tadı damağımızda kaldı...
Hele Yüzme maceramız... 17 kişi arasında yüzme bilen birkaç kişi varken sonunda hepsi balık gibi yüzüyor hatta dalıyorlardı(özellikle BETÜL):)
Çay bahçesinde otururken Ebrar Abla dua etti rüzgar essin diye o akşam ortalık yıkıldı.!!!
Kandil programında hafızların evinde toplandık.
· Ayşe, Fadile ve Yüksel hoca konuşma yaptı.
· Fatma abla ilahi söyledi.Ama tam ziyafet vardı….helvalar, kurupastlar, içecekler, ve kilolarca MUZ!!!
UNUTULMAZ...:)
1/11/2008
UNUTULMAZ...:)BAKî deyince aklıma gelenlerden bazıları...Hayrunnisa'nın sucukları ve ardı arkası gelemeyen su kesintileri...Ferda'nın çaydemi yerine yapraklarıyla yaptığı çaylı keki...Nuray'ın ağlayan keki...Hatice'nin içli köfteleri...Mehmet amcanın turşuları...Gelen pastırmalarla yapıp sonra tüm kursa rezil olduğumuz tepsi tepsi pizzalar...:)Hafize hocanın hızır gibi yetişen organik ürünleri...Kurstan gelen kuru üzümler...Medine'li Sena teyzemizin leziz yemekleri ve tatlıları...Çoğunlukla efkarlı arkadaşlarımız Yasemin ve Betül...:)Betül'ün nöbetlerinde bizi uyandırırken dinlettiği müthiş şarkılar...Yine Betül'ün patates kızarttığı günlerde bizi bir saat erkenden kaldırma girişimi...Fatma ablanın' ayaklarımı gördün mü' esprisi...:)Sofra muhabbetlerinden birkaç satırsona kalan kişilere Hatice(Çelik) kalan yiyeceklerden ikram ederken: AL BAKALIM AHMEEET!Biri Yasemin'e şunu alabilir miyim derse : AL BAKALIM ALABİLİYOR MUSUN diye soranı çıldırtışı...Ayşe Hocamızın keyifli olduğu zamanlarda nasılsınız sorusuna verdiği HİÇ SENİ İLGİLENDİRMEZ yanıtı...HUFEYZA'dan...Ayşe hocamızın,dıştan bakılınca küçük görünmesine rağmen 8 kişilik kapasitesi olan ve herkesin gözdesi olan şirin arabası recep...Ebrar ve Ayşegül'ün perşembe günü çıkış yapıp salı günü dönmeleri...Hayrunnisa ve Saliha'nın meşhur horon tepmeleri...Sabah kursa giderken en son uyanan arkadaşımız Ebrar'ın unutularak evde kilitli kalması... Gayet gür sesli olan arkadaşımız Serpil'in ders çalışmaya başlamasıyla herkesin sınıfı terk etmesi... Hocamızın Semiha'ya dersini sorduğunda Semiha'nın "7 dakika sonra hazır inşallah hocam" demesi... Sınıfımızın ortasında bulunan ve saklanmak için en idael yer olan meşhur direğimiz... Ferda Araç'ın fenerbahça ve beyaz güle olan aşkı... Hatice Akdemir'in sahabe sohbetleri... Her su kesintisinde,yemek sonrası elimizde diş fırçası ve macunlarımız,omuzlarda havlularlarımızla Mualla'ya abdest almaya gidişimiz...
UNUTULMAZ...:)BAKî deyince aklıma gelenlerden bazıları...Hayrunnisa'nın sucukları ve ardı arkası gelemeyen su kesintileri...Ferda'nın çaydemi yerine yapraklarıyla yaptığı çaylı keki...Nuray'ın ağlayan keki...Hatice'nin içli köfteleri...Mehmet amcanın turşuları...Gelen pastırmalarla yapıp sonra tüm kursa rezil olduğumuz tepsi tepsi pizzalar...:)Hafize hocanın hızır gibi yetişen organik ürünleri...Kurstan gelen kuru üzümler...Medine'li Sena teyzemizin leziz yemekleri ve tatlıları...Çoğunlukla efkarlı arkadaşlarımız Yasemin ve Betül...:)Betül'ün nöbetlerinde bizi uyandırırken dinlettiği müthiş şarkılar...Yine Betül'ün patates kızarttığı günlerde bizi bir saat erkenden kaldırma girişimi...Fatma ablanın' ayaklarımı gördün mü' esprisi...:)Sofra muhabbetlerinden birkaç satırsona kalan kişilere Hatice(Çelik) kalan yiyeceklerden ikram ederken: AL BAKALIM AHMEEET!Biri Yasemin'e şunu alabilir miyim derse : AL BAKALIM ALABİLİYOR MUSUN diye soranı çıldırtışı...Ayşe Hocamızın keyifli olduğu zamanlarda nasılsınız sorusuna verdiği HİÇ SENİ İLGİLENDİRMEZ yanıtı...HUFEYZA'dan...Ayşe hocamızın,dıştan bakılınca küçük görünmesine rağmen 8 kişilik kapasitesi olan ve herkesin gözdesi olan şirin arabası recep...Ebrar ve Ayşegül'ün perşembe günü çıkış yapıp salı günü dönmeleri...Hayrunnisa ve Saliha'nın meşhur horon tepmeleri...Sabah kursa giderken en son uyanan arkadaşımız Ebrar'ın unutularak evde kilitli kalması... Gayet gür sesli olan arkadaşımız Serpil'in ders çalışmaya başlamasıyla herkesin sınıfı terk etmesi... Hocamızın Semiha'ya dersini sorduğunda Semiha'nın "7 dakika sonra hazır inşallah hocam" demesi... Sınıfımızın ortasında bulunan ve saklanmak için en idael yer olan meşhur direğimiz... Ferda Araç'ın fenerbahça ve beyaz güle olan aşkı... Hatice Akdemir'in sahabe sohbetleri... Her su kesintisinde,yemek sonrası elimizde diş fırçası ve macunlarımız,omuzlarda havlularlarımızla Mualla'ya abdest almaya gidişimiz...
UNUTULMAYANLAR
27/10/2008 - UNUTAMADIKLARIM
Yazan: hufeyza Yaramaz mı yaramaz,yerinde duramaz,becerikli de biraz sevimli bir hafizemiz: Ferda Uraş... Ne zaman nerde olduğunu kestiremediğimiz,bir anda sınıftan kayboluveren hareketli bir arkadaşımız olduğu için Ayşe Hocamız ona "BİT" adını vermişti. Sevimli bit... İşte bu sevimli bit'imize hafızlık hediyesi olarak güzel bir paket içinde bit ilacı aldığımızı unatamam :) Sözleriyle,hareketleriyle bizi en çok güldüren hafizemiz: Yasemin Ak... Baki'deyiz,Yasemin mutfakta ders çalışıyor,ben de acıktım mutfağa geldim bi şeyler yiyim diye. Buzdolabına baktım ama bi şey yok. Yasemin de acıkmış olmalı ki: -Niye buzdolabına baktın,acıktın mı? -Evet ama bi şey yok. -Ben de acıktım,biraz fasulye olsa pişirirdik ne güzel. Peynir de mi yok :( -Offf yaaa,ne de canım çekti şimdi,reçel olsa,bi de tereyağı... -Makarna mı yesek,içimiz dışımız makarna oldu ama... Bu konuşmalar sürerken kapı çalınır,Yasemin kapıyı açar,bir adam elinde poşet,hiç bi şey demeden bize verip geri aşağı iner. Biz Yaseminle şaşkın,kalakaldık. Yasemin: -Kimdi bu? -Bilmem,kızlardan birisinin babası mı acaba? Kapı çalındı adam yine geldi,Yasemin şaşkın ve tereddüdlü bi şekilde sorar: -Şey,siz kimsiniz,bunlar kimin? -Burası öğrenci evi değil mi? -Evet. -Sizin öyleyse. Adam yine aşağı poşet getirmeye inerken: -Kapıyı kapatmayın daha var aşağıda,onları da getireceğim. Adam gelince Yasemin: -Ama bizim haberimiz yok,siz başka öğrenci evini mi aradınız acaba? -Şu yukardaki,kuran kursunun öğrencileri değilmisiniz? -Evet. -Tamam burası o zaman,bunlar sizin. -Çok teşekkür ederiz,Allah razı olsun; fakat siz kimsiniz? -Ahirette öğrenirsiniz!!! diyip gitti adam ama biz hala şaşkınız. Poşetleri açıp baktığımızda,biraz önce konuştuğumuz ve canımızın çektiği şeyler: Peynir,reçel,yağ,fasulye ve daha bir çok şey. Yasemin: -Bence Hızır bu adam... -Evet,kesinlikle... Herkesin derdine ortak olan ve mutlaka her kursta bulunması gereken bir dost,biraz da muzur bir ablamız: Fatıma Abla... Kursa gelmek için dolmuşa biner,kursun önüne gelince,'müsait biyerde inebilirmiyim diyeceğine' şöföre: -Mubarek bi yerde inebilirmiyim :) der. Peki şöför ne der sizce,Fatıma ablanın sorusundan daha anlamlı bir cevap: -Bacım,bu Medine'ye gitmez!!!
5/11/2008 - UNUTAMADIKLARIMYazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
Yazan: hufeyza Yaramaz mı yaramaz,yerinde duramaz,becerikli de biraz sevimli bir hafizemiz: Ferda Uraş... Ne zaman nerde olduğunu kestiremediğimiz,bir anda sınıftan kayboluveren hareketli bir arkadaşımız olduğu için Ayşe Hocamız ona "BİT" adını vermişti. Sevimli bit... İşte bu sevimli bit'imize hafızlık hediyesi olarak güzel bir paket içinde bit ilacı aldığımızı unatamam :) Sözleriyle,hareketleriyle bizi en çok güldüren hafizemiz: Yasemin Ak... Baki'deyiz,Yasemin mutfakta ders çalışıyor,ben de acıktım mutfağa geldim bi şeyler yiyim diye. Buzdolabına baktım ama bi şey yok. Yasemin de acıkmış olmalı ki: -Niye buzdolabına baktın,acıktın mı? -Evet ama bi şey yok. -Ben de acıktım,biraz fasulye olsa pişirirdik ne güzel. Peynir de mi yok :( -Offf yaaa,ne de canım çekti şimdi,reçel olsa,bi de tereyağı... -Makarna mı yesek,içimiz dışımız makarna oldu ama... Bu konuşmalar sürerken kapı çalınır,Yasemin kapıyı açar,bir adam elinde poşet,hiç bi şey demeden bize verip geri aşağı iner. Biz Yaseminle şaşkın,kalakaldık. Yasemin: -Kimdi bu? -Bilmem,kızlardan birisinin babası mı acaba? Kapı çalındı adam yine geldi,Yasemin şaşkın ve tereddüdlü bi şekilde sorar: -Şey,siz kimsiniz,bunlar kimin? -Burası öğrenci evi değil mi? -Evet. -Sizin öyleyse. Adam yine aşağı poşet getirmeye inerken: -Kapıyı kapatmayın daha var aşağıda,onları da getireceğim. Adam gelince Yasemin: -Ama bizim haberimiz yok,siz başka öğrenci evini mi aradınız acaba? -Şu yukardaki,kuran kursunun öğrencileri değilmisiniz? -Evet. -Tamam burası o zaman,bunlar sizin. -Çok teşekkür ederiz,Allah razı olsun; fakat siz kimsiniz? -Ahirette öğrenirsiniz!!! diyip gitti adam ama biz hala şaşkınız. Poşetleri açıp baktığımızda,biraz önce konuştuğumuz ve canımızın çektiği şeyler: Peynir,reçel,yağ,fasulye ve daha bir çok şey. Yasemin: -Bence Hızır bu adam... -Evet,kesinlikle... Herkesin derdine ortak olan ve mutlaka her kursta bulunması gereken bir dost,biraz da muzur bir ablamız: Fatıma Abla... Kursa gelmek için dolmuşa biner,kursun önüne gelince,'müsait biyerde inebilirmiyim diyeceğine' şöföre: -Mubarek bi yerde inebilirmiyim :) der. Peki şöför ne der sizce,Fatıma ablanın sorusundan daha anlamlı bir cevap: -Bacım,bu Medine'ye gitmez!!!
5/11/2008 - UNUTAMADIKLARIMYazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
5/11/2008
Yazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
Yazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
HAFIZLIK HİKAYELERİ 2
Yazan: sema
Hafızlık nedir? Kur-an'ı nakşetmeye başlamak kalbe.. Damla damla rahmete açılan kapı, satır satır, sayfa sayfa dili kalbe indirebilmek öyle güzeldir ki günlerinizin gecelerinizin Kur-an'la dolu geçmesi; Yeni doğmuş bebek gibi safhaneleşir ruh. Kalp onunla açar yeniden dünyaya gözlerini.. Ve size yeni bir bakış açısı kazandırır. Daha gerçekçi, daha sağlam adımların başlangıcıdır. Manevi bir bağ kurulur aranızda artık. O, Rabbinizle her an muhatap kabul olunabilmenin en kısa yoludur. Kur'an-ı Kerimle olan bu güzel yolculuğa Rıfat Mualla Şahin kursunda başladım. Arkadaşımın vesilesiyle kursu görmeye ve oradaki hocalarla tanışmaya gittim. Binadan içeri girerken ezber yapan arkadaşlarımızdan çıkan toplu haldeki ses, kovandaki arıların uğultuları gibiydi sanki. Okudukça hepsinin kalplerine nur iniyor, ağızlarından bal damlıyordu. Binayı saran bu ses beni çok etkilemişti. Rabbim kelamının ezberiyle şereflendiriyordu kullarını ve şahit oluyordu canlı cansız bütün nebatKur-an arkadaşlığı; Her an Kur-anla meşgul olabilmek, ders veremedim diye üzülerek uyumak, ders verdiğiniz gün şükretmek ve onun için dertlenebilmek! Ben 9. turdan sonra bazı sebeplerden dolayı bırakmak zorunda kaldım. Ben bıraksam da onun beni hiçbir zaman bırakmayacağını gönlümdeki sızılardan anlıyorum. Şunu iyi biliyorum ki, o rahmetten ayrı düşen sudan çıkan balık kadar çaresiz ve nefessiz kalıyor. Rabbimden duam odur ki, şu ahir zamanda daralan ve kararan kalplerimize nefes aldıran Kur'an'ı bizden, bizi de ondan uzak etmesin.
HAFIZLIK HİKAYELERİ 1
Küçüktüm,dokuz yaşında başladım hafızlığa annemin isteği ve hocamın teşvikiyle.Çetin ve zor olduğu kadar kutlu ve sonu gelmez yolculuğa adımımı atmıştım.O zamanlar bilmezdim neden hafızlık yaptığımı ve hafızlığın ne olduğunu; ama anlardım insanların bana imrenerek bakmasından,büyük insanların bile benden dua istemelerinden güzel bir iş yaptığımı. Beni sevenler,bana özenenler olduğu gibi yaptığım işi cahilce görüp surat ekşitenler de oldu; fakat ben annemi va Hatice Hocamı seviyordum. Onlar bu yolda olmamı istiyorlarsa ben böyle olmaktan mutluydum. Günler ve aylar geçiyordu,bazen gülerek ama çoğu zaman ağlayarak... Bazen isteyerek gidiyordum kursa,bazen de gitmemek için ipe un seriyordum,gülünç bahanelermiş,büyüyünce anladım :) İlkokula gidiyordum ve okulla birlikte yürütüyordum hıfzımı,orta okul zamanı geldi ama benim hafızlığım bitmemişti. Hocamın kararıyla iki yıl ara verdim okula; zira yarıya kadar gelmişken bırakmak olmazdı. 13-14 yaşlarında bitmişti çok şükür bütün sayfalar ama ben de bitmiştim; çünkü çok özlüyordum okulu. Binbir aşk ve heyecanla orta okula başladım fakat çocukluğun verdiği yaramazlık ve ihmalkarlıkla Kur-anımı rafa kaldırmıştım. Ne zaman ki ben Kur-anımı rafa kaldırdım işte o zaman gönlümün neşesini yitirdim. Artık büyük bir vicdan yarasına dönüşmüştü bende hafızlık. Sabahları can sıkıntısıyla kalkar,hiçbir şeyden zevk almazdım. Gülmelerimin,gezmelerimin,sohbetlerimin tadı yoktu... Hayatın tadı yoktu... Dilimde ve kalbimde sadece tek bir dua vardı "Allahım bana bir fırsat ver hafızlığımı tamamlamak için." Orta okul,lise,üniversite hazırlık derken 10 yıllık bir fetret devri geçirdim. Nihayet ısrarlı yakarışlarım sayesinde bana bir fırsat daha verilmiş,bir kapı daha açılmıştı. RIFAT-MUALLA ŞAHİN HAFIZLIK KIZ KUR-AN KURSU... Son bir fırsat diyerek hayatıma yeniden başladığım yer,Rabbimin beni bırakmadığını anladığım yer... Görür görmez sevdim orayı,acaba beni kabul ederler mi diye içim titredi önce,sonra kendi deyimiyle küçükken hafızlık yapmış olmamın hatırına Ayşe Hocam buyur etti beni. Şimdi hala her aklıma düştükçe büyük bir özlemle gözlerimin yaşardığı hafızlık öğrenci evi Baki'de kalmaya başladım. Öyle mutluydum ki; içim içime sığamaz durumdaydım. Gönlümün neşesi yerine gelmişti. Beni daha önceden de tanıyanların dikkatini çektiği gibi gözlerimin içi gülüyordu artık. Beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastanın yeniden hayata dönüşü gibi bi şeydi bu. Gecemi gündüzüme katarak dört elle sarıldım yıllardır rafta duran Kur-anıma. Hiçbir şey beni yıldırmıyor,hiçbir şeyi umursamıyordum. Zor imtihanlar da geçirdim elbet ama bu zor zamanlarda anladım Hz. Bilal'in kumlar üstünde 'Ehad' diyişini,Hz. Fatıma'nın çilesini,Hz. Musab'ın terk edişini... Anladım ki bu bir sevda işiymiş. Sevda vazgeçmekmiş her şeyden,terk etmekmiş ana,baba,kardeşi,eşi,dostu,arkadaşı,yari ve yareni... Bir 29 Mayıs sabahı,Fatih'in İstanbul'u fethettiği gün ben de yeniden kalbime Kura-an'ı oturtmuş,kendi gönlümü fethetmiştim. Tabi Fatih'in Hacı Bayram-ı Velis'i,II. Murad'ı ve Akşemseddin'i gibi benim de Hatice Hocam,annem ve Ayşe Hocam vardı. Rabbim okuduğum,öğrettiğim her harfin sevabından onları da hissedar eylesin. Şimdi artık dilimde ve gönlümde tek bir dua var "Ey Allahım beni Sen'den ayırma,beni Sen'in Kur-an'ından ayırma."
BİZ KİMİZ?
Bizim hikayemiz 2003-2004 yıllarında Ankara Kırkkonaklar yatılı Hafızlık kursunda başlar. Önceleri oldukça normal ve sakin görünen sınıfımız, birlikte olmaya alıştıkça farklı bir hâl alır. nihayetinde beraber yaşama kararı aldıracak bir gönül bağına dönüşür. On beş gün gibi kısa bir sürede a'dan z'ye ev düzülür ve on iki kişinin kalacağı BAKİ kurulur. asıl merkez olan kursumuz ise MUALLA diye anılmaktadır.
Bu ev, sıradan bir öğrenci evi değildir. Hiçbir grupla bağlantısı olmadan, kendi ayakları üzerinde durur. Onu ilginç yapan da simalarının renkliliğidir. 12 kişilik kapasitesi olmasına rağmen mevcudu 15 in altına hemen hiç düşmemiş bazen 19 ve üzeri rakamlara erişmiş, fakat her yeni katılan ile maneviyatı kuvvetlenmiş; eğlencesi, artmıştır. Kimi üniveriste mezunu, kimi talebe,kimi hoca, her renkten üyesiyle BAKÎ, hafızalardan silinmeyecek hatırlara sahiptir.
Ardından açılan SUFFA ve ERKÂM da ayrı bir önemi haizdir. Herbiri birbirinden kıymetli arkadaşlarmızı kaldıkları bu evler sayesinde yakından tanıdık, birbirmize kardeş olma fırsatı yakaldık. Allah u Teâla'nın bize yaşattığı en güzel dönemlerden biri, kardeşlerimizle geçirdiğimiz bu birkaç yıllık dönemdir. hala her birini andığımızda burnumuzun direği sızlar. simaları aklımıza gelince bir tebessüm belirir yüzümüzde. Allah hepsinden razı olsun, bizleri daima birbirimize yakın etsin....
Bu ev, sıradan bir öğrenci evi değildir. Hiçbir grupla bağlantısı olmadan, kendi ayakları üzerinde durur. Onu ilginç yapan da simalarının renkliliğidir. 12 kişilik kapasitesi olmasına rağmen mevcudu 15 in altına hemen hiç düşmemiş bazen 19 ve üzeri rakamlara erişmiş, fakat her yeni katılan ile maneviyatı kuvvetlenmiş; eğlencesi, artmıştır. Kimi üniveriste mezunu, kimi talebe,kimi hoca, her renkten üyesiyle BAKÎ, hafızalardan silinmeyecek hatırlara sahiptir.
Ardından açılan SUFFA ve ERKÂM da ayrı bir önemi haizdir. Herbiri birbirinden kıymetli arkadaşlarmızı kaldıkları bu evler sayesinde yakından tanıdık, birbirmize kardeş olma fırsatı yakaldık. Allah u Teâla'nın bize yaşattığı en güzel dönemlerden biri, kardeşlerimizle geçirdiğimiz bu birkaç yıllık dönemdir. hala her birini andığımızda burnumuzun direği sızlar. simaları aklımıza gelince bir tebessüm belirir yüzümüzde. Allah hepsinden razı olsun, bizleri daima birbirimize yakın etsin....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)