27/10/2008 - UNUTAMADIKLARIM
Yazan: hufeyza Yaramaz mı yaramaz,yerinde duramaz,becerikli de biraz sevimli bir hafizemiz: Ferda Uraş... Ne zaman nerde olduğunu kestiremediğimiz,bir anda sınıftan kayboluveren hareketli bir arkadaşımız olduğu için Ayşe Hocamız ona "BİT" adını vermişti. Sevimli bit... İşte bu sevimli bit'imize hafızlık hediyesi olarak güzel bir paket içinde bit ilacı aldığımızı unatamam :) Sözleriyle,hareketleriyle bizi en çok güldüren hafizemiz: Yasemin Ak... Baki'deyiz,Yasemin mutfakta ders çalışıyor,ben de acıktım mutfağa geldim bi şeyler yiyim diye. Buzdolabına baktım ama bi şey yok. Yasemin de acıkmış olmalı ki: -Niye buzdolabına baktın,acıktın mı? -Evet ama bi şey yok. -Ben de acıktım,biraz fasulye olsa pişirirdik ne güzel. Peynir de mi yok :( -Offf yaaa,ne de canım çekti şimdi,reçel olsa,bi de tereyağı... -Makarna mı yesek,içimiz dışımız makarna oldu ama... Bu konuşmalar sürerken kapı çalınır,Yasemin kapıyı açar,bir adam elinde poşet,hiç bi şey demeden bize verip geri aşağı iner. Biz Yaseminle şaşkın,kalakaldık. Yasemin: -Kimdi bu? -Bilmem,kızlardan birisinin babası mı acaba? Kapı çalındı adam yine geldi,Yasemin şaşkın ve tereddüdlü bi şekilde sorar: -Şey,siz kimsiniz,bunlar kimin? -Burası öğrenci evi değil mi? -Evet. -Sizin öyleyse. Adam yine aşağı poşet getirmeye inerken: -Kapıyı kapatmayın daha var aşağıda,onları da getireceğim. Adam gelince Yasemin: -Ama bizim haberimiz yok,siz başka öğrenci evini mi aradınız acaba? -Şu yukardaki,kuran kursunun öğrencileri değilmisiniz? -Evet. -Tamam burası o zaman,bunlar sizin. -Çok teşekkür ederiz,Allah razı olsun; fakat siz kimsiniz? -Ahirette öğrenirsiniz!!! diyip gitti adam ama biz hala şaşkınız. Poşetleri açıp baktığımızda,biraz önce konuştuğumuz ve canımızın çektiği şeyler: Peynir,reçel,yağ,fasulye ve daha bir çok şey. Yasemin: -Bence Hızır bu adam... -Evet,kesinlikle... Herkesin derdine ortak olan ve mutlaka her kursta bulunması gereken bir dost,biraz da muzur bir ablamız: Fatıma Abla... Kursa gelmek için dolmuşa biner,kursun önüne gelince,'müsait biyerde inebilirmiyim diyeceğine' şöföre: -Mubarek bi yerde inebilirmiyim :) der. Peki şöför ne der sizce,Fatıma ablanın sorusundan daha anlamlı bir cevap: -Bacım,bu Medine'ye gitmez!!!
5/11/2008 - UNUTAMADIKLARIMYazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
Yazan: hufeyza Yaramaz mı yaramaz,yerinde duramaz,becerikli de biraz sevimli bir hafizemiz: Ferda Uraş... Ne zaman nerde olduğunu kestiremediğimiz,bir anda sınıftan kayboluveren hareketli bir arkadaşımız olduğu için Ayşe Hocamız ona "BİT" adını vermişti. Sevimli bit... İşte bu sevimli bit'imize hafızlık hediyesi olarak güzel bir paket içinde bit ilacı aldığımızı unatamam :) Sözleriyle,hareketleriyle bizi en çok güldüren hafizemiz: Yasemin Ak... Baki'deyiz,Yasemin mutfakta ders çalışıyor,ben de acıktım mutfağa geldim bi şeyler yiyim diye. Buzdolabına baktım ama bi şey yok. Yasemin de acıkmış olmalı ki: -Niye buzdolabına baktın,acıktın mı? -Evet ama bi şey yok. -Ben de acıktım,biraz fasulye olsa pişirirdik ne güzel. Peynir de mi yok :( -Offf yaaa,ne de canım çekti şimdi,reçel olsa,bi de tereyağı... -Makarna mı yesek,içimiz dışımız makarna oldu ama... Bu konuşmalar sürerken kapı çalınır,Yasemin kapıyı açar,bir adam elinde poşet,hiç bi şey demeden bize verip geri aşağı iner. Biz Yaseminle şaşkın,kalakaldık. Yasemin: -Kimdi bu? -Bilmem,kızlardan birisinin babası mı acaba? Kapı çalındı adam yine geldi,Yasemin şaşkın ve tereddüdlü bi şekilde sorar: -Şey,siz kimsiniz,bunlar kimin? -Burası öğrenci evi değil mi? -Evet. -Sizin öyleyse. Adam yine aşağı poşet getirmeye inerken: -Kapıyı kapatmayın daha var aşağıda,onları da getireceğim. Adam gelince Yasemin: -Ama bizim haberimiz yok,siz başka öğrenci evini mi aradınız acaba? -Şu yukardaki,kuran kursunun öğrencileri değilmisiniz? -Evet. -Tamam burası o zaman,bunlar sizin. -Çok teşekkür ederiz,Allah razı olsun; fakat siz kimsiniz? -Ahirette öğrenirsiniz!!! diyip gitti adam ama biz hala şaşkınız. Poşetleri açıp baktığımızda,biraz önce konuştuğumuz ve canımızın çektiği şeyler: Peynir,reçel,yağ,fasulye ve daha bir çok şey. Yasemin: -Bence Hızır bu adam... -Evet,kesinlikle... Herkesin derdine ortak olan ve mutlaka her kursta bulunması gereken bir dost,biraz da muzur bir ablamız: Fatıma Abla... Kursa gelmek için dolmuşa biner,kursun önüne gelince,'müsait biyerde inebilirmiyim diyeceğine' şöföre: -Mubarek bi yerde inebilirmiyim :) der. Peki şöför ne der sizce,Fatıma ablanın sorusundan daha anlamlı bir cevap: -Bacım,bu Medine'ye gitmez!!!
5/11/2008 - UNUTAMADIKLARIMYazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
5/11/2008
Yazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
Yazan: hufeyza Bir ramazan akşamı,orucumuzu açtık,şimdi sıra çay keyfinde. Salona güzel bi yer sofrası hazırladık: Çaylar,yemişler,tatlılar... Güzel de bi muhabbet oluştu: Espiriler,gülüşmeler.. Herkesin keyfi yerinde yani,ta ki kapının zili çalıncaya ve gelen sesi duyuncaya kadar... Kapı çalınır ve "kim o?" sorusuna verilen cevap bir anda salonu birbirine katamaya yeter. Aşağıdan gelen cevap: "Ayşe Hoca!" Herkes bir yana koşturmaya başlar,kimi çayı götürürken mutfağa,kimi minderleri düzeltmeye çalışır,kimi de telaştan ordan oraya koşturur,sanki salonda bir fırtına esmiştir. Hocamıza bu olayı anlatınca: "Ben sizi bu kadar korkutuyormuyum." diye şaşırmıştı; zira Ayşe hocamız bize karşı çok şefkatli ve yumuşak huylu davranırdı. Bazen kederli,bazen sevinçli,aramızda "şeyhim" diye anılan,türlü türlü pasta ve kekleriyle ün salmış hafizemiz: Nuray... Sıkıntılı günlerinden biridir,ders vermek için hocamızın yanına gider fakat ders verecek hal yoktur kendisinde. Hocamız da fark etti ki,sorar: -22. cüzü toparlayabildin mi? -Şeyyy!... -Sıkıntılısın galiba biraz. -Hı hı. Ayşe hocamız daha fazla üstüne gitmez ve: -Peki sen önce kendini toparla sonra dersini toparlarsın.. :) Ne zaman ki Baki'de sular kesilir; kirli bulaşıklar bir yerde biriktirilir,dolaptan da habire yenileri indirilir. Sular gelince hep birlikte bulaşıklar yıkanır. Yine suların kesildiği birgün dolapta temiz tabak-çanak yok üstelik etrafta kirli bulaşıklar da yok. Nereye gitti bunca tabak-çanak?.. Şaşkınız... Etrafa bakınıp ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim uyanık arkadaşlardan birinin tezgahta kalabalık yapıyor diye leğene doldurduğu bulaşıkları balkona koyduğunu öğreniyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder